Birleşen ellerin ve gözlerin değil de ayrılan ellerin ve gözlerin çocukları… Gül yüzlü, kanlı gözlü, ellerinde kalpleri...
Koca Okyanusya’ da, kendimi kırılgan incecik bir fanusun içinde kaybolmuş gibi hissediyorum… Görebiliyorum, ama çıkamıyorum… İçimden özledim demek istiyorum ama sanki içimden bile söylesem...
Yarın bir yolcu eksik kalkacak uçağım… Bir yolcusu eksik, havalanacak ve İstanbul’ a gidecek… Benim dolduramadığım boş koltuğa özlemlerimi yığsam üst üste… Ama özlemlerim...
Hayatım bir gerçeğin üzerinde duruyor; “ Hayatımı hayallerime yaklaştırmak için denemeden ölmeyeceğim. ” Denemek; Hayal ettiklerini yapmak değil, yapmaya çalışmak hayat dediğin… Yani sonunda...
Kırılgan bir ülkenin, kayıp kelimeleriyle içime haykırıyor ve gerçek gözyaşları döküyorum… Her bir damla geleceğimizin boğulduğu karanlıklarda kaybolup gidiyor… Arkamda geri dönülecek bir vatan bırakmayanlara...
Hani sana baktığımda gözbebeklerimin ta içinde ufacık bir yansıma haline geliyorsun ya… İşte tam o anda hızla kapamalıyım gözkapaklarımı, narin bir kelebeği yakalar gibi…...
Nasıl anlatılır bilmem insanın annesiyle ve babasıyla olan bağı. Öyle garip ki, çocukken annemin gözyaşı damarlarıyla benimkiler arasında görünmez...
Tiyatronun, Edebiyatın, Müziğin…. Yani sanatın yok edildiği bir ülkeden aydınlık günler beklemek ancak bir ampulden medet ummaktır… Güneşin varlığını unutanlar, kaç mumluk olduğu belli...
Kararsızlığın resmini yapabilir misin Abidin? Peki ya hasretin resmini yapabilir misin? Mutluluğun resmini yapmışlar burada ama hasret ve kararsızlğın resmi hala kayıp… Abidin benim...
Yalnızlığı yeniden keşfediyorum, hasretin okyanusunda… Yeni sularda yüzüyorum, yalnızlığın arkadaşlığında… İçimden tanıdık bir ses bildiğim yerleri fısıldıyor kulağıma, hiç tanımadığım bir başka bir ses...
Bir gün bir yağmur bulutu geldi yanıma… Yağdı, yağdı… Seni bırakıp gitti… Sonra sonsuz bir sis geldi geldi... Seni alıp gitti... Gözlerimde, senin gözlerinin...
Güneş çoktan battı… Yağmur yağıyor ve bir rüzgar da eşlik ediyor yağmura ağır ağır… Dar bir Arnavut kaldırımlı İstanbul sokağında ilerliyorum… Arkamda sarı...
Şimdi ben gidiyorum ya, sen burada kalıyorsun… Bir köprü bağlıyor seni bir kıtadan diğer kıtaya ve kımıldayamıyorsun bir boğazın yakasından diğer yakasına… Seni burada...
Ellerini açarsın, ben kaçar giderim. Ağzını açarsın sözler uçar gider. Gider ve hançer olur, Tam yüreğimi bulur. Kanar yaram bana yol olur. Hayat artık...
Dünde kalmıştı yaşanan tüm güzellikler… Bir bebektim oysa ben… Dünya benim etrafımda dönüyor ve mutluluk her yana dağılıyordu… Bir insandım, insan olduğumu en iyi...
Bir pencereden bakıyorum geçmişe… Eski bir pencere… Bakıyorum ve baktıkça görüyorum ki yaşamak dediğin bambaşka bir şey… Bir bavula doldurulmuş sanki bütün duygular ve...
Aşktı gözlerimden taşıp, dudaklarımdan akan… Her geçen gün seviyordum seni… Her geçen gün bir öncekinden ileri… Öyle büyüdü öyle dayanılmaz bir hal...
Aşkı kaybettiğim sokaklarda ararken, anılarım gözyaşlarıma karışıyor ve evinin halısındaki desenler gözlerimin içine doluyor… Aşk diyorum Ey Aşk nerdeysen çık gel yeniden… Arnavut kaldırımlı dar...
Alacakaranlığı hiç sevmem... Çocukluğumdan beri sevmem... Grileri sevmem ben... Ya siyah olmalı, ya da beyaz... Ya ölmeliyim kederimden, ya da ayaklarım kesilmeli sevinçten yerden... Alacakaranlığı...